<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-8090015387775192415</id><updated>2012-02-17T04:53:36.207+02:00</updated><category term='Zaman'/><category term='Patrikhane'/><category term='Medeniyetler İttifaki'/><category term='Papa'/><category term='Türkiye'/><category term='Portekiz'/><category term='Radikal'/><category term='Taraf'/><category term='Avro Bölgesi'/><category term='milliyetçilik'/><category term='Dink'/><category term='Yunanistan'/><category term='kriz'/><category term='Bartholomeos'/><category term='İslam'/><category term='Avrupa Birliği'/><category term='ekonomi'/><category term='Ermeni'/><category term='Alpay'/><category term='avro'/><category term='Avrupa'/><category term='Kıbrıs'/><title type='text'>Siyasi Yorumlar</title><subtitle type='html'>Dr. Ioannis N. Grigoriadis'in Türk Basınında Çıkan Siyasi Yorumları</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://siyasiyorumlar.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8090015387775192415/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://siyasiyorumlar.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Ioannis N. Grigoriadis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06285520315547731539</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-cQznQWV9Kg4/Tl8hMpq45QI/AAAAAAAABlc/BpFzQEdEEBA/s220/Portrait.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>9</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8090015387775192415.post-7008052858434375535</id><published>2012-02-06T22:32:00.001+02:00</published><updated>2012-02-06T22:32:34.560+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Taraf'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Avro Bölgesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kriz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Portekiz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='avro'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Avrupa'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Avrupa Birliği'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yunanistan'/><title type='text'>Avrupa Birliği Yol Ayrımında</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-g4TRMN26yHg/TzA1L3C0L4I/AAAAAAAABoU/e9XsqrtebZY/s1600/domino.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-g4TRMN26yHg/TzA1L3C0L4I/AAAAAAAABoU/e9XsqrtebZY/s1600/domino.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Son iki sene Avrupa’da alevlenen ve birkaç ülkeyi iflas eşiğine getiren ekonomik kriz, bir açıdan Portekiz, İrlanda, İtalya, Yunanistan ve İspanya’dan ibaret olan ve “PIIGS” denen ülke grubundaki son senelerde takip edilen sorumsuz ekonomi politikaları meydana getirdi. Diğer açıdan aynı kriz, Avrupa Birliği’nin kurumsal zayıflıklarını en net şekilde gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Onların en önemlisi Avro Bölgesi’nin on bir senedir tamamlanmamış halidir. Maastricht Antlaşması’nda öngörülen ve 1999 yılında hayata geçen Ekonomik ve Parasal Birlik (EPS), yılan hikâyesine dönüştürülen üye müzakerelerinin sonucu olarak, tek ayaklı çıktı. Avrupa Birliği’nin içinden yeni bir para birimi ve yeni bir kurumlaşma çıktı, avro ve Avro Bölgesi. Evet, AB’nin on iki üyesinin yeni para birimi, merkez bankası ve ortak parasal politikası oldu. Fakat Avro Bölgesi üye devletleri, parasal politika konusunda kararlarına rağmen mali politikada egemen haklarından vazgeçmek istemediler. Öylece birinci dakikadan EPS yapısı sorunlu çıktı. Tek parasal politika ve para birimi varken, nasıl on iki mali politika olabilir? Nasıl o kadar farklı ekonomi yapıları tek bir parasal çatı altına girebilir? Eğer Merkez Bankası “güçlü” veya “zayıf” avro politikası sürdürmek isterse, Avro Bölgesi üye ekonomi yapısal özelliklerini nasıl göze alabilir? Alman ekonomisine yararlı olan, Portekiz veya Yunan ekonomisine yararlı olabilir mi? Bu sorulara, gereken cevap verilmedi. Ve bunun en önemli nedenleri arasında, 2000’lerin başında Avrupa entegrasyon ve ekonomi konularında hâkim olan iyimserlikti. Bir yandan mali birliğe karşı üye ülkelerin direnişi geçici olarak algılandı. Fakat 1990’larda kuvvetli olan entegrasyon akımı Fransa’daki yapılan Avrupa Anayasası referandumuna takıldı. O doruk noktasından sonra milliyetçilik ve Avrupa entegrasyonuna karşıtlığı yükselmeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küresel ekonomi cephesinde, bahar havasının sonsuza kadar devam edebileceğine göre planlar yapıldı. Sonuç olarak, Avro Bölgesi sadece iyi havalarda güvenli seyahat sağlayan bir tekne gibi inşa edildi. Aynı zamanda üye ülkelerin yükümlülükleri üstlenme konusunda gerekli tedbirler alınmadı. Konulan şartlar (mesela cari açığın bütçenin yüzde 3’ünü aşmaması) defalarca çiğnenmiş. Ve bunu sadece “şüphelenen Güney Avrupa ülkeleri” değil, Almanya ve Fransa bile yaptı. Bu şartlar altında Avro Bölgesi’nin kurallarına uymak mecburiyetini fiilen kaybetti. Avrupa kurumlarına sunulan yanlış ekonomik verilerle, ekonomik görünüm gerçek dışı olmaya başladı. Aynı zamanda parasal birliğin ortaya çıkan dengesizlikleri yine ekonomide “ahlaki tehlike” denen duruma yol açtı. Avro Bölgesi’ne üyeliği sayesinde Güney Avrupa ülkeleri, hiç alışmadıkları düşük borçlanma faizinden sorumsuzca faydalanmaya başladı. Düşük faizli borç, hükümetin ve iktidar partilerinin ellerini güçlendirdi ve her türlü popülizm ve yolsuzluğa yol açtı. Halklar bundan memnundu; çünkü ücret, maaşlara devamlı zam geliyordu, toplum hak etmediği bir refaha kavuşabiliyordu. Bu durumun sürdürülebilir olmaması 2007 yılında patlayan krizle kanıtlandı. İrlanda krizi aksine, Yunanistan, Portekiz, İspanya ve İtalya’daki krizler finans sektöründen değil, kamu sektöründen kaynaklandı. Küresel finans krizi sadece çoktan beri görünmesi gereken ama iyice saklanan zaaflar meydana getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, şimdi ne yapılabilir? Avro Bölgesi nasıl zayıf üyelerine destek olup kendi yapısal zaaflarını düzeltebilir? Uzmanların çoğu bir noktada hemfikirdir. Parasal-mali birlik paradoksu bir şekilde sona ermeli. Ya parasal birliğin yanına mali birlik eklenir ya da tamamlanamayan parasal birlik orta vadede çökmek tehlikesiyle karşı karşıya kalır. İkinci alternatifin ekonomik ve siyasi sonuçlarının çok vahim olabileceği aşikâr. Bu nedenle tek çıkış mali birlikten geçer. Avrupa Birliği tarihine bakıldığında, Avrupa projesinin birçok kere tıkanmış görünmesine rağmen, krizlerini fırsata dönüştürme kabiliyeti olduğu kanıtlandı. Mevcut krizin çözümü sadece ekonomik değil, aynı zamanda da siyasi olmalıdır. Siyasi alanda çökme tehlikesine karşı olan Güney Avrupa ekonomileri için bir nevi “Marshall Planı” gerektirilebilir. AB kurumları düzeltilirken, Avrupa halkları arasında güven ve dayanışma arttırılmalı. Çünkü Almanya’nın refahı uzun vadede Güney Avrupa ülkelerinin refahından kopuk değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Taraf Gazetesi'nde, 6 Şubat 2012 tarihinde yayınlandı) &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8090015387775192415-7008052858434375535?l=siyasiyorumlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://siyasiyorumlar.blogspot.com/feeds/7008052858434375535/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8090015387775192415&amp;postID=7008052858434375535' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8090015387775192415/posts/default/7008052858434375535'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8090015387775192415/posts/default/7008052858434375535'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://siyasiyorumlar.blogspot.com/2012/02/avrupa-birligi-yol-ayrmnda.html' title='Avrupa Birliği Yol Ayrımında'/><author><name>Ioannis N. Grigoriadis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06285520315547731539</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-cQznQWV9Kg4/Tl8hMpq45QI/AAAAAAAABlc/BpFzQEdEEBA/s220/Portrait.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-g4TRMN26yHg/TzA1L3C0L4I/AAAAAAAABoU/e9XsqrtebZY/s72-c/domino.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total><georss:featurename>Istanbul, Türkiye</georss:featurename><georss:point>41.00527 28.97696</georss:point><georss:box>40.621829500000004 28.345246 41.3887105 29.608673999999997</georss:box></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8090015387775192415.post-6178597463788408671</id><published>2012-01-23T19:19:00.003+02:00</published><updated>2012-01-23T19:19:46.477+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Taraf'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kriz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Avrupa Birliği'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ekonomi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yunanistan'/><title type='text'>‘Tembel Yunan’ İmajı ve Yeni Paradigma Arayışı</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-16Jk3ROYjpk/Tx2WfPvVoVI/AAAAAAAABoM/lE3kNCq-Fwg/s1600/bild_griechen.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/-16Jk3ROYjpk/Tx2WfPvVoVI/AAAAAAAABoM/lE3kNCq-Fwg/s320/bild_griechen.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;2004 yılında, Türk bir arkadaşımla Olimpiyat Oyunları’nı izlemek üzere Atina’yı ziyaret ettik. Onun ilk Atina ziyaretiydi. Olimpiyat Oyunları’ndan ziyade arkadaşım başka bir duruma hayran kaldı: “Atina kafeleri her zaman, gece gündüz, nasıl dolu olabilir? Bu insanlar çalışmaz mı hiç? Bu gençlerin işi, dersi yok mu? Bu ekonomi nasıl çalışıyor, anlayamıyorum.” Sanki Yunan toplumu mutluluk sırrını bulmuş oldu. “Bunu Yunanlıları kötülemek niyetinde söylemiyorum, aslında onları imreniyorum” diye gülümsüyordu. Birkaç sene sonra bu “Yunan mucizenin” sonuna gelindi. Kamu borçlarıyla beslenen Yunan ekonomisi küresel kriz baskısı altında balon gibi patladı. Fakat bu “tembel Yunan” hikâyesi belki krizin en çarpıcı imajlarından biri oldu. Alman popüler gazetelerinde, özellikle Bild gazetesinde, bu imaj hâkim oldu: “Yunanlılar bizim paramızı eğlenip yiyor, biz ise onların tembelliklerini desteklemek için çalışıyoruz.” İngiltere’de ise, Channel 4’da birkaç hafta önce yeni bir “reality show” başlamış. Konusu “Yunan gibi yaşamak”. “Yunan gibi” yaşamanın kaçınılmaz bir tarafı tembelliktir veya “çalışmaktan kaçmaktır”.&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu imaj ne kadar gerçekçidir? Bütün karikatürleştirilmiş milli stereotipler gibi o da gerçekten uzak duruyor. Fakat yanlış olsa bile, bize birçok şey öğretebilir. Hangi şartlar altında bir milli imaj geliştirilebilir ve toplumun hangi kısımları onun inşaatına katkıda bulunur? “Tembel Yunan” imajı “bir türlü entegre olmayan Almanya Türk’ü” imajıyla karşılaştırılabilir. Her iki durumda da bir “toplumsal görünmezlik” sorunu yaşanıyor. Almanya’da yazdığı ırkçı kitabının ardından meşhur olan Thilo Sarrazin gibileri “Türkler Alman toplumuna entegre olamaz” diyor. Fakat gerçek farklıdır. Entegre olan Türkler çok, fakat entegre olur olmaz, Alman nüfusuna karışır ve artık Türk toplumunun kamu imajına katkıda bulunmaz. Almanya’daki Türk göçmenlerinin kamu imajı sadece “başarısız vakalardan” ibaret olur. Benzeri bir durum Yunanistan’da da yaşanır. Atina’da gördüğünüz gece-gündüz meydanlarda frappé kahvesi içen veya kulüplerde viski içip şarkıcı ayaklarının önüne karanfil atanlar çok gürültülü bir azınlıktır. Bütün Yunanistan halkını temsil etmezler. Asıl çoğunluk, son iki senede uygulanan “kemer sıkma” politikaların sonucu olarak gelirinin yüzde 30-40’ını kaybetmiş ve perişan durumdadır. Harcayacak paraları kalmadı, birçoğu ikinci iş yapmak zorundadırlar.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bunu derken, tembellik ve üretkenlik ayrı tutulmalıdır. Krizin en çarpıcı boyutlarından biri teşvik ve tedbir eksikliğidir. Mevcut durumun en büyük kurbanları arasında ise, samimi, rüşvet almayan, vergisini her zaman ödeyen kamu ve özel sektör çalışanları ve emeklilerdir. Son senelerde onlar hep kaybedenler tarafında oldu ve Yunan toplumu daha “sinik” olmaya alıştı. Eğer çalışan ve çalışmayan senelerce aynı maaşı alırsa, çalışan er geç çalışma zevkini kaçırabilir. Yunan siyasi sistemi vaat ettiği reformları uygulamayınca, vergi kaçakçılığını kontrol altına alamayınca, kamu sektöründe yolsuzluk, harcamalar ve elit sendikaların imtiyazlarına nokta koyamayınca, esir durumuna düşen “samimi vatandaşlardan” yeni fedalar talebinde bulunuyor. O garip bir durum değil, çünkü reform programının başarısı mevcut Yunan sisteminin sonu anlamına gelecektir. Tıpkı 2002 Türkiye’sindeki gibi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Peki, bu halkın sorumluluğu yok mu? Tabii var. Son 30 senede perçinlenen ve hâkim duruma gelen politikalar ve zihniyete zamanında karşı çıkmayan, Yunan kamu sektörünü şişiren ve Yunan ekonomisini borca bulayan siyasi partilere devamlı oy ve güven veren halk sorumlu ve onun bedelini ödemek zorundadır. Özellikle Yunan gençliği zor bir ikilemin önünde: Ya mevcut yeni şartlara boyun eğecek ya gurbete gidip Almanya, İngiltere, ABD veya Avustralya’da yeni bir hayat arayışında bulunacak. Belki de krizin en çarpıcı sonucu ve onun sonuna gelindiği en manidar ipucu, Yunan gençliğinde paradigma değişikliği olur. Bu kuşağın hayali Yunan devlet sektöründe yüksek maaşlı bir iş bulmaktı. Son senelerde ÖSS’de en sert yükseliş kamu sektöründe yüksek maaşlı bir kariyer sağlayan fakültelere giriş puanlarında meydana geldi. Bu devletçi zihniyet artık iflas durumuna geldi. Yunanistan gençliği artık memur hayatı değil, “kutu dışında” düşünebilen, risk alan ve başarılı işadamı hayatından imrenmek zorundadır. Odysseus ve Onassis Yunan değil miydi?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;(Taraf Gazetesi'nde, 23 Ocak 2012 tarihinde yayınlandı)&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8090015387775192415-6178597463788408671?l=siyasiyorumlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://siyasiyorumlar.blogspot.com/feeds/6178597463788408671/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8090015387775192415&amp;postID=6178597463788408671' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8090015387775192415/posts/default/6178597463788408671'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8090015387775192415/posts/default/6178597463788408671'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://siyasiyorumlar.blogspot.com/2012/01/tembel-yunan-imaj-ve-yeni-paradigma.html' title='‘Tembel Yunan’ İmajı ve Yeni Paradigma Arayışı'/><author><name>Ioannis N. Grigoriadis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06285520315547731539</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-cQznQWV9Kg4/Tl8hMpq45QI/AAAAAAAABlc/BpFzQEdEEBA/s220/Portrait.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-16Jk3ROYjpk/Tx2WfPvVoVI/AAAAAAAABoM/lE3kNCq-Fwg/s72-c/bild_griechen.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total><georss:featurename>Ankara, Türkiye</georss:featurename><georss:point>39.92077 32.85411</georss:point><georss:box>39.725925499999995 32.538253 40.1156145 33.169967</georss:box></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8090015387775192415.post-5793633576788522208</id><published>2012-01-09T18:38:00.002+02:00</published><updated>2012-01-23T19:21:10.499+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Taraf'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kriz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Avrupa Birliği'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ekonomi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yunanistan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkiye'/><title type='text'>Yunanistan Krizinin Yapısal Nedenleri</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-E9rXjJKEgbI/TwsXzKTuBmI/AAAAAAAABno/Wc6QM3ZU8SU/s1600/eurozone.gif" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="197" src="http://3.bp.blogspot.com/-E9rXjJKEgbI/TwsXzKTuBmI/AAAAAAAABno/Wc6QM3ZU8SU/s320/eurozone.gif" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Son iki sene boyunca büyüyen Yunanistan krizi, Türkiye’de büyük ilgi topladı. Komşu niye battı? Avrupa Birliği üyeliği, Yunanistan’a niye yaramadı? Bu gelişmeler Türk-Yunan ilişkilerini nasıl etkileyebilir? Yunanistan’ın krizinin kökleri, 1970 ve 1980’lere kadar dayanıyor. Türkiye ve Yunanistan arasında en önemli yapısal farklar bu dönemde oluştu ve belirginleşti. 1974 Kıbrıs olayları ve akabininde yaşananlar Yunanistan’ın Türkiye’nin aksine cunta ve askeri vesayetten kurtulmasına neden oldu.&amp;nbsp; Öte yandan yine Türkiye’nin aksine Yunanistan 1980’lerde devlet sektörü ağırlıklı, dış borca bağımlı, rekabet gücü düşük bir ekonomi modeli olarak dikkat çekiyordu. İşte o dönemin devletçi ekonomisinin bedelini Yunanistan şimdi ödüyor. Peki, 1980’lerden 2007’e kadar bu krizin patlamasını ne engelledi? Bu gecikmenin birçok nedeni var.&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;a.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Avrupa Birliği Üyeliği. Avrupa Birliği hibe ve sübvansiyon programları Yunanistan kamu sektörüne sıcak para akışı sağlayarak ülkenin yapısal sorunlarının önüne bir perde çekti. Aynı zamanda bu hibeler Yunanistan ekonomisinde kamu sektörünün payını daha da büyütüp, dolaylı olarak yolsuzluğun artmasına da yol açtı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;b.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Soğuk Savaşın Sonu.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Soğuk Savaşın sona ermesi de Yunanistan’a çok yaradı ve yapısal sorunların su yüzüne çıkmasını engelledi. Kuzey’den gelen komünist tehdidin ortadan kalkması Yunanistan ekonomisinin özel sektörüne Güney Doğu Avrupa’da yeni, keşfedilmemiş bir ekonomik bölge ve yatırım alanı açılmasını sağladı. Yunan şirketler Bulgaristan, Arnavutluk ve Sırbistan gibi ülkelerde bankacılık, telekomünikasyon, enerji sektörlerinde çok ciddi yatırım yaptılar. Bu yatırımların getirileri bölgenin ve Yunanistan’ın ekonomik kalkınmasında çok büyük katkı sahibi oldular. Fakat aynı zamanda bu yükselen gelir Yunan ekonomisinde diğer önemli zayıf noktalarının saklanmasına yardımcı oldu. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;c.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Yunanistan’a Göç.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 1980’lerin son senelerinde başlayan ve 1990’larda giderek artarak adeta bir akım haline gelen Yunanistan’a göç ülkenin ekonomik büyümesini sağlayan en önemli faktörlerden biridir. 12 milyon nüfuslu Yunanistan’a nispeten kısa bir sürede 1 milyondan fazla genç göçmen gelmesi (çoğunluğu Arnavutluk’tan) ekonominin büyük bir nefes almasını sağladı. Özellikle tarım ve inşaat sektörleri göçmen iş gücünden yüksek oranda faydalandı. Bu ciddi demografik değişim ve gençleşim ülkenin ekonomisinin sorunlarının ciddi olarak büyümesini ve görünür hale gelmesini en az on beş sene geciktirdi. Ayrıca ülkeye gelen bu ucuz iş gücü, geçici olsa da, Yunanistan’ın rekabet gücünü 1990’larda yükseltti.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;d.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Avro Bölgesi’ne Yunanistan’ın katılması.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Ekonomik sorunları nedeniyle AB’nin Ekonomik ve Parasal Birliği’ne son ülke olarak kabul edilen Yunanistan, buna rağmen Avro Bölgesi’nde 2000’lerin ilk senelerinde görülen yüksek ekonomik istikrardan ve düşük faizlerden faydalanabildi. Avro bölgesine girerek drahminin güvensizliğinden kurtulan kamu sektörü ucuz borç imkanları değerlendirdi. Bu sayede ekonomide likidite beklenmedik seviyelere çıktı ve yapay bir refah seviyesi sağlandı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp; 2007’de patlayan küresel kriz diğer gelişmiş ülkelerin ekonomik zaaflarıyla birlikte Yunanistan’ın yapısal sorunlarını da gerçek ölçütleriye su yüzüne çıkardı. Uzun süredir kimsenin dikkatini çekmeyen ciddi cari açık, borç ve rekabetçilik sorunları ön plana çıkıp ve ülkenin iflasın eşiğine gelmesini sağladı. Aldıkları ve uyguladıkları olağanüstü kararlarla Avro Bölgesi Grubu, Avrupa Komisyonu ve Uluslararası Para Fonu dünya ekonomisinde yan etkileri tahmin edilemeyecek olan bu iflası önlemeye çalışıyor. Fakat Yunanistan’ı kurtarma paketi detaylı bir şart listesine bağlı. Bu liste son 30 sene boyunca es geçilen ekonomik ve kamu yönetimi reformlarından oluşuyor. Bu paketin çerçevesinde Yunanistan borçla desteklendiği refah seviyesinden, ekonomisinin kendi başına altından kalkabildiğidestekleyebildiği bir refah düzeyine inmek zorunda. Bu süreci halka anlatmak oldukça zor, çünkü insanların (örneğin kamu çalışanları) hak etmedikleri fakat alıştıkları avantajlardan vazgeçmelerini beklemek çok gerçekçi değil. Öte yandan, özel avantajları olmayan ve yolsuzluktan pay alamayan kamu ve özel sektör çalışanları sorumlu olmadıklarını hissettikleri bu krizin ekonomik bedelini ödemeye mecbur bırakılmaktan rahatsız. Siyasetin dışından gelen ve ülkeye güven aşılamaya çalışan teknokrat Başbakan Papademos’a rağmen, siyasi sisteme karşı sıfıra yakın güven oranı bu paketin uygulanmasını ve istenilen sonuçlara ulaşılmasını daha da zorlaştırıyor. Papademos’un işi gerçekten çok zor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;(Taraf Gazetesi'nde, 9 Ocak 2012 tarihinde yayınlandı)&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8090015387775192415-5793633576788522208?l=siyasiyorumlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://siyasiyorumlar.blogspot.com/feeds/5793633576788522208/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8090015387775192415&amp;postID=5793633576788522208' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8090015387775192415/posts/default/5793633576788522208'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8090015387775192415/posts/default/5793633576788522208'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://siyasiyorumlar.blogspot.com/2012/01/yunanistan-krizinin-yapsal-nedenleri.html' title='Yunanistan Krizinin Yapısal Nedenleri'/><author><name>Ioannis N. Grigoriadis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06285520315547731539</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-cQznQWV9Kg4/Tl8hMpq45QI/AAAAAAAABlc/BpFzQEdEEBA/s220/Portrait.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-E9rXjJKEgbI/TwsXzKTuBmI/AAAAAAAABno/Wc6QM3ZU8SU/s72-c/eurozone.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total><georss:featurename>Istanbul, Türkiye</georss:featurename><georss:point>41.00527 28.97696</georss:point><georss:box>40.621829500000004 28.345246 41.3887105 29.608673999999997</georss:box></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8090015387775192415.post-6424120531611761602</id><published>2011-12-08T18:05:00.001+02:00</published><updated>2011-12-08T18:10:27.499+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kriz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alpay'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zaman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yunanistan'/><title type='text'>Makale Yorumu</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yunan Trajedisi ve Türkiye&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şahin Alpay&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Yannis Grigoriadis, World Policy Journal adlı derginin Yaz 2011 sayısı için kaleme aldığı "Yunan Trajedisi" başlıklı makalesine Eski Yunan tanrılarına gönderme yaparak başlıyor: Hubris, kendini beğenmişlik ve erdemden uzaklaşmayı; Ate, buna bağlı olarak yapılan ahmaklıkların tanrıların gazabına uğramasını ve duruma müdahale etmelerini; Nemesis ise ilahi adaletin yeryüzünde denge ve düzeni yeniden tesis için verdiği, ağır ama gerekli cezayı temsil eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grigoriadis, Yunan ekonomisi ve toplumunda Ekim 2009'dan bu yana yaşanan çok yönlü krize bu antik üçlü gözüyle bakılabilir diyor. Ve krizin aşılabilmesinin temel şartlarını şöyle sıralıyor: Vergi kaçırma son bulacak... Ekonominin paraziti olan kamu sektörü küçülecek... Yunanlılar ayaklarını yorganlarına göre uzatmayı öğrenecek... Maaşlar, emeklilikler ve yaşam tarzları ekonominin üretim kapasitesine uyum sağlayacak... Yaygın yolsuzluk ve adam kayırma kültürünün kökü kazınacak... Makaleyi benzer krizler yaşamış ülkelere göre Yunanistan'ın büyük "lüks"ünün Avrupa Para Birliği üyeliği olduğunu; Avrupa projesi açısından doğuracağı felaket nedeniyle iflas etmesine izin verilmeyeceğini belirterek bitiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen yazımda (Zaman, 6 Aralık) sözünü ettiğim toplantıda, tabii "Yunan trajedisi" de konuşuldu. Ekonomik göstergeler vahametini korumakta. Bazı Yunanlı meslektaşları karamsarlığa götüren esas neden ise gerekli reformları dirayetle uygulayacak bir yönetimin işbaşına gelmesi konusundaki umutsuzluk. Esas olarak istifa etmek zorunda kalan Yorgo Papandreu liderliğindeki Pasok'un katkısıyla, muhalefet partileri merkez sağ Yeni Demokrasi ile aşırı sağcı Laos'un ucundan tutmalarıyla kurulan, teknokrat Luka Papadimos başkanlığındaki koalisyon hükümeti en geç önümüzdeki mayıs ayına kadar iktidarda. Seçimlerde, birçoklarının Yunanistan'ın gelmiş geçmiş en popülist ve oportünist politikacılarından biri olarak görülen Andonis Samaras'ın (Yeni Demokrasi) yabancı düşmanı Yorgo Karacaferis (Laos) ile kuracağı koalisyonun iktidara gelmesi, bir karabasan senaryo olarak görülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen mayıs ayında Ankara ile Atina'nın aralarındaki sorunları çözmeye yaklaştıklarına dair haber ve yorumlar çıkmıştı. Bu bağlamda, bugünkü Yunan hükümetinin gözünün ekonomiden başka bir şey görmediği; üstelik Atina'nın bugünkü "zayıf" konumunda Türkiye ile herhangi bir anlaşma yapmasının kamuoyundan kabul görmesinin mümkün olmadığı belirtiliyor. Dolayısıyla ne Türkiye ile ilişkiler ne de Kıbrıs konusunda Atina'nın herhangi bir adım atması söz konusu değil. Değinilen ilginç bir nokta, Türkiye'nin bütün ikili sorunları paket halinde Uluslararası Adalet Divanı'na götürme teklifinin, şimdiye kadar hep hukuken haklı olduğunu iddia eden Atina'yı sıkıntıya düşürdüğü; çünkü Divan'dan çıkacak kararın hiç de bu yönde olmayabileceği. Atina'nın İsrail ile yakınlaşma politikası ise izahta güçlük çekilen konulardan biri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimi Yunanlı meslektaşlara göre, Ankara'nın güç durumdaki komşusuna ekonomik alanda yardım elini uzatarak, Yunan kamuoyunu korkularından arındırmak için elinde bir fırsat var. Bunun Türk-Yunan sorunlarının aşılması açısından çok olumlu etkileri olabilir. Yunan toplumunda Türkiye'nin çeşitli krizleri aşarak güçlü bir ekonomi ve demokrasi kurma yolunda sağladığı başarılara artan bir ilgi olduğu muhakkak. Eskiden çok milliyetçi Selanik'in sevilen çokkültürcü belediye başkanı Yannis Butaris, geçenlerde Bahçeşehir Üniversitesi'nin düzenlediği bir konferansa katıldı ve Türk-Yunan dostluğunun önemi üzerinde duran bir konuşma yaptı. Yunanistan İş Federasyonu (Helenic Federation of Enterprises - SEV) geçen ay toplam 50 milyar Euro'luk özelleştirme için Türk işadamlarını yatırıma çağırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplantıda Yunanlı meslektaşlara bir soru yönelttim: Para birliğinden elbette çıkmayın, ama Schengen'den niye çıkmayasınız? Daha iyisi Atina niye Türklere vizenin kalkması için bastırmıyor? Türk turistler ihya edebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Zaman Gazetesi'nde, 8 Aralık 2011 tarihinde yayınlandı)&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8090015387775192415-6424120531611761602?l=siyasiyorumlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://siyasiyorumlar.blogspot.com/feeds/6424120531611761602/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8090015387775192415&amp;postID=6424120531611761602' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8090015387775192415/posts/default/6424120531611761602'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8090015387775192415/posts/default/6424120531611761602'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://siyasiyorumlar.blogspot.com/2011/12/makale-yorumu.html' title='Makale Yorumu'/><author><name>Ioannis N. Grigoriadis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06285520315547731539</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-cQznQWV9Kg4/Tl8hMpq45QI/AAAAAAAABlc/BpFzQEdEEBA/s220/Portrait.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total><georss:featurename>Üniversiteler Mh., Bilkent Blv, 06800 Ankara, Türkiye</georss:featurename><georss:point>39.893998 32.766535</georss:point><georss:box>39.869633 32.727053 39.91836300000001 32.806017</georss:box></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8090015387775192415.post-675294165623884709</id><published>2010-03-20T00:06:00.000+02:00</published><updated>2010-03-20T00:06:54.206+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Taraf'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Avrupa Birliği'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yunanistan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkiye'/><title type='text'>Kitap Eleştirisi II</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kültürel Endişe&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nilüfer Kuyaş&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süre önce elime bir kitap geçti. Türkiye’de demokrasi giderek liberalleşiyor, önemli dönüşümler oldu, bu yoldan geri dönüş artık bayağı zor diyen, dolayısıyla politik kültürün değişebileceğini savunan bir kitap bu. Yazarının Türkiye’yi tanımaya çalışan Yunanlı bir siyaset bilimci olması ayrıca ilginç geldi bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ioannis Grigoriadis, Bilkent Üniversitesi’nde hocalık yapan, hem de Atina Üniversitesi’nde Avrupa ve Dış Politika Araştırmaları Vakfı’nda görevli bir bilim adamı. Macmillan Yayınları’ndan çıkan kitabının adı Avrupalılaşma Sınavları: Türk Politik Kültürü ve Avrupa Birliği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap Türkiye’nin AB üyeliğine resmen aday olmasından beri meydana gelen değişimi gerçek bir bilimsel tarafsızlıkla ele alıyor. Ama bütün görüşlerine katılamadım. Belki dışarıdan baktığı için, fazla iyimser geldi bana. Bazı görüşlerine ise yürekten katıldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela, Kemalist modernleşme projesinin en zayıf halkası politik kültürdür görüşü bence doğru. Şark devletinden Avrupa devleti yaratmak dev bir proje, tamamlanamayışına şaşırmamak lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazar bunu, bireyleri “tebaa” olarak gören politik kültürden “katılımcı” politik kültüre geçiş olarak tanımlıyor. Osmanlı-Türk geleneğinde devletin her şeyin üzerinde “aşkın” bir güç olarak algılandığı ve yurttaşları halen devletin boyunduruğunda gördüğümüz doğru.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu bir yana bırakıp Avrupa’nın geliştirdiği “faydacı” devlet anlayışına, yani katılımcı politik kültüre evrilmeyi ne ölçüde başarabildik? Bireyi temel değer olarak alıp devleti onun hizmetinde gören anlayışı benimseyebildik mi? Çoğulcu müzakere üzerinde yükselen “liberal Avrupa paradigmasına” ne kadar geçebildik? Herhalde çok az.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bunun temel nedenini “kültürel endişe” diye tanımlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batılı güçlerin açıkça yok etmeyi hedefledikleri Osmanlı devletinin enkazından modern bir devlet yaratıldı, o ulus-devleti şimdi Batılı güçler özellikle de Avrupa içine almakta hâlâ zorlanıyor, hatta dışlıyor. Bunlar henüz taze travmalar. O travmaların üzerine bir de çok gecikerek gelen milliyetçiliği koyun, kültürel kimliğimizin hâlâ karmakarışık olmasına şaşmamak gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ülkede büyük çoğunluk kendini hâlâ öncelikle Müslüman olarak tanımlıyor. Liberallik eğer bireyin kendi hayatı hakkında olabildiğince özgür kararlar alması demekse, bu ülkedeki kültür hem liberal değil, hem de birey asla temel değer haline gelemedi. Bireyin temel değer olmadığı yerde sekülerleşme tam gerçekleşemez. Halbuki Kemalist hareketin en büyük hedefi sekülerleşmeydi. Bugün çağdaşlaşma diye tanımladığımız bu kültürel devrim, bütün politik devrimlerden daha önemli bir dönüşüm ve Kemalizmin asıl temelidir bence. Ama henüz başarılamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Politik kültür bir yok edilme endişesi ve savunma refleksiyle kurulduysa, irfanı hür vicdanı hür bireyin varlığına izin vermez; o birey ortaya çıkmadıkça insanlar aynı savunma refleksiyle bireyliklerini milliyetçiliğe, etnik kimliğe ya da din örtüsüne teslim ederler. Bu iki içgüdü kısır döngüyle birbirini besler ve hem politika hem de kültürel alan bunun kavgasıyla sakat kalır, kültürel endişe azalacağı yerde büyür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güncel bir siyasi örneğe bakalım: Bu ülkenin başbakanı bir yıl önce yaptığı Düzce konuşmasında, vaktiyle farklı etnik kimlikler ülkemizden kovuldu, bu faşizan bir yaklaşımdır dedi; aynı başbakan bugün, birkaç ülke parlamentosu Ermeni soykırımını tanıdı diye, ülkemde kaçak çalışan Ermenileri sınır dışı etmek zorunda kalacağım diye bir tehdit savuruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ikisi aynı kişi mi? Evet, aynı kişi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP, ülkedeki otoriter politik kültüre sadece siyasetçilerin üzerindeki askerî-bürokratik devlet vesayetini kırmak için karşı çıktı, yani kendine yaşama alanı açmak için; ama aynı otoriter politik kültürü, yani bazı konuları siyasetin alanına sokmayıp tabu haline getirmeyi, kendi işine gelmeyen konularda, kendisi de kullanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerekirse basına bile baskı uygulayabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir taraf Müslüman-Sünni kimlik dışında bir dünya tasavvur edemiyorsa, diğer taraf ise eskimiş, dar bir devlet ideolojisinden çıkmaya korkuyorsa, bu iki kültürel endişeden liberallik çıkmaz. Çıksa çıksa Ahmet Altan’ın dünkü yazısında güzel ifade ettiği gibi kâh yuhaladığımız, kâh alkışladığımız bir icraat karmaşası çıkar. Asıl mesele yuhalamayı da alkışlamayı da bırakıp, mesafe alarak, bu kültürel endişeye neşter atabilmek bence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözünü ettiğim kitabın yazarı Grigoriadis, Türkiye’nin liberalleşme çabasında dört alan üzerinde yoğunlaşmış: Devlet yapısı, sivil toplum, ulusal (etnik) kimlik ve sekülerleşme. Bunların bazılarında kendini savunmak için bile olsa AKP’nin attığı bazı liberalleşme adımlarının önemli açılım yarattığı kanısında. Ben o kanıda değilim maalesef.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kültürel endişeyle siyaset yaptığı sürece Türkiye’nin mevcut herhangi bir partisi bence ne sivil toplumu meşru sayar, ne azınlık politikasını liberalleştirebilir ne de gerçek vicdan hürriyeti sağlayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Taraf Gazetesi'nde, 19 Mart 2010 tarihinde yayınlandı)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8090015387775192415-675294165623884709?l=siyasiyorumlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://siyasiyorumlar.blogspot.com/feeds/675294165623884709/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8090015387775192415&amp;postID=675294165623884709' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8090015387775192415/posts/default/675294165623884709'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8090015387775192415/posts/default/675294165623884709'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://siyasiyorumlar.blogspot.com/2010/03/kitap-elestirisi-ii.html' title='Kitap Eleştirisi II'/><author><name>Ioannis N. Grigoriadis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06285520315547731539</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-cQznQWV9Kg4/Tl8hMpq45QI/AAAAAAAABlc/BpFzQEdEEBA/s220/Portrait.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total><georss:featurename>Istanbul, Turkey</georss:featurename><georss:point>41.012379 28.975926</georss:point><georss:box>40.947614 28.8591965 41.077144000000004 29.092655500000003</georss:box></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8090015387775192415.post-1613442255642450642</id><published>2009-12-05T14:12:00.000+02:00</published><updated>2009-12-05T14:12:41.658+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Avrupa Birliği'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Alpay'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zaman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yunanistan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkiye'/><title type='text'>Kitap Eleştirisi</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="baslik"&gt;AB Türkiye'ye kapıları kapatırsa ne olur?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şahin Alpay&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Avrupa Birliği'ni (AB) bir "Hıristiyan kulübü" olarak korumaya kararlı Fransa Başkanı Nicolas Sarkozy ve Almanya Başbakanı Angela Merkel, önce NATO Genel Sekreterliği'ne İslam dünyasından büyük tepki çeken bir kimseyi, Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen'i getirdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna niye itiraz etti diye, NATO üyesi Türkiye'ye çıkışmaktan geri kalmadılar. Aynı ikili, şimdi de, en çok Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkmasıyla tanınan Belçika Başbakanı Herman Van Rompuy'u, AB'nin Lizbon Antlaşması'nın onaylanmasından sonraki ilk başkanı yaptılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rompuy, 2004 senesinde (Türkiye'nin kurucu üyesi olduğu) Avrupa Konseyi'nin bir toplantısında şöyle konuşmuştu: "Türkiye Avrupa'nın bir parçası değildir ve hiçbir zaman olamayacaktır. AB'nin Türkiye'ye genişlemesi, önceki herhangi bir genişlemeyle karşılaştırılamaz. Avrupa'da geçerli olan evrensel değerler, ki bunlar Hıristiyanlığın temel değerleridir, Türkiye gibi büyük bir İslam ülkesinin katılımıyla gücünü yitirecektir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa'da "Hıristiyan birliği" değil barış, özgürlük, çoğulculuk ve demokrasi projesi olarak AB'yi ve Türkiye'nin üyeliğini kuvvetle desteklemiş biri olarak, bu tercihin midemi bulandırdığını itiraf etmeliyim. AB'nin bir zamanlar "çeşitlilik içinde birlik" olarak ifade edilen kurucu felsefesine bu denli aykırı bir kişinin AB'nin başına getirilmesine tepki duymamak mümkün değil. Bunun Türkiye-AB ilişkilerinin seyri açısından olumlu bir sinyal vermediği muhakkak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yazık ki Sarkozy ve Merkel'in Türkiye muhalefeti, AB'yi Türkiye'deki reform hareketi açısından etkisiz hale getirmekle kalmadı, Türkiye'deki reform düşmanlarını cesaretlendirdi. Yine de ulusal çıkarlar bunu gerektirdiği için Türkiye'de aklı başında hiçbir hükümetin AB üyeliği hedefinden vazgeçmesi beklenemez. AB'nin "çeşitlilik içinde birlik" ilkesine uygun olarak değişmesi de bir ölçüde Türkiye'nin üyeliğine bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin adaylığa kabulünden on yıl sonra Türkiye-AB ilişkilerinde gelinen nokta nedir? AB sonunda Türkiye'ye kapıyı kapatacak olursa ne olur? Bu sorular geçen hafta İstanbul'da, Dr. Ioannis N. Grigoriadis'in "Avrupalılaşma Denemeleri: Türk Siyasi Kültürü ve Avrupa Birliği" (London: Palgrave-Macmillan, 2009) başlıklı İngilizce kitabının tanıtılması dolayısıyla, benim de konuştuğum bir toplantıda tartışıldı. Halen Bilkent Üniversitesi'nde ders vermekte olan Grigoriadis'in çalışması, AB'ye katılım sürecinin Türkiye'nin kurumsal yapısı yanında siyasi kültürü (yani yaygın siyasi değerler ve davranış biçimleri) üzerine yaptığı etki üzerine bugüne kadar kaleme alınmış olan en kapsamlı ve en iyi inceleme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grigoriadis'in ulaştığı şu sonuçlara katılıyorum: "AB Türkiye'ye üyelik perspektifi vererek, liberalleşme sürecini başlattı... AKP'nin Türk toplumunda sahip olduğu yaygın destek bu sürecin başarısı açısından kritik öneme haiz... AKP liderlerinin demokratikleşme sürecinin AB'den bağımsız hale geldiğine dair tekrarlanan beyanları, müzakereler başarısızlıkla sonuçlansa bile reformların devam edeceğinin işareti olarak görülebilir." 2005'ten sonra AB'den gelmeye başlayan olumsuz sinyallerle, askeri ve yargısal darbe girişimleriyle baltalanan reform sürecinin, 2009'da "Demokratikleşme Açılımı" ile yeniden hız kazanması, bu noktanın ne denli geçerli olduğunu göstermekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eklemek istediğim şu: Türkiye'de gerçek bir demokrasiye geçiş süreci esas olarak 1980'lerde Turgut Özal liderliğindeki siyasi ve ekonomik reformlarla başladı; 1990'lardan itibaren aydınların vesayetçi demokrasiye yönelttikleri güçlü eleştirilerle ilerledi. 1999'da başlayan AB'ye katılım süreci, kuşkusuz, demokratikleşme hamlesine büyük destek sağladı ama, tek başına tayin edici bir rol oynadığı kesinlikle söylenemez. Kısmen bu nedenle, AB kapıları kapatsın veya kapatmasın, Türkiye'nin özgürlükçü ve çoğulcu demokrasiyi yerleştirme yolunda ilerleyeceği konusunda temkinli iyimserliği koruyorum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span&gt;(Zaman Gazetesi'nde, 24 Kasım 2009 tarihinde yayınlandı)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img border="0" id="BHOSV_g_box" onclick="javascript:BHOSV_google_search(); return false;" src="http://www.SiteVacuum.com/publisher/GoogleSearchIconShadow.gif" style="border: 0px solid rgb(255, 255, 255); cursor: pointer; height: 27px; margin-left: 5px; margin-right: 5px; position: absolute; visibility: hidden; width: 27px; z-index: 20001;" title="Google it in a new tab..." /&gt;&lt;img border="0" id="BHOSV_s_box" onclick="javascript:BHOSV_super_search(); return false;" src="http://www.SiteVacuum.com/publisher/SuperSearchIconShadow.gif" style="border: 0px solid rgb(255, 255, 255); cursor: pointer; height: 27px; margin-left: 5px; margin-right: 5px; position: absolute; visibility: hidden; width: 27px; z-index: 20001;" title="Super-Search it here..." /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8090015387775192415-1613442255642450642?l=siyasiyorumlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://siyasiyorumlar.blogspot.com/feeds/1613442255642450642/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8090015387775192415&amp;postID=1613442255642450642' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8090015387775192415/posts/default/1613442255642450642'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8090015387775192415/posts/default/1613442255642450642'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://siyasiyorumlar.blogspot.com/2009/12/kitap-elestirisi.html' title='Kitap Eleştirisi'/><author><name>Ioannis N. Grigoriadis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06285520315547731539</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-cQznQWV9Kg4/Tl8hMpq45QI/AAAAAAAABlc/BpFzQEdEEBA/s220/Portrait.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total><georss:featurename>Istanbul, Turkey</georss:featurename><georss:point>41.012379 28.975926</georss:point><georss:box>40.947614 28.8591965 41.077144000000004 29.092655500000003</georss:box></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8090015387775192415.post-4831761005296537921</id><published>2007-10-10T10:41:00.002+03:00</published><updated>2008-04-28T22:00:18.219+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Papa'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ermeni'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Radikal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Avrupa Birliği'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dink'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkiye'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='milliyetçilik'/><title type='text'>Dink'in Katledilmesinin Siyasi Boyutu</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal; font-family: verdana; text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=""&gt;Papaz Santoro'nun katledilmesinde olduğu gibi Dink suikastının da genç bir adamın işi olması, olayın en üzücü ve korkutucu teferruatı. Bu, milliyetçi sosyal ortamın yeni nesli nasıl etkilediğinin delili&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: normal; font-family: verdana; text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=""&gt;Ioannis N. Grigoriadis&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal; font-family: verdana; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;Hrant Dink'in katledilmesi onu okuyan, tanıyan ve sevenler için büyük şok, ama siyasi açıdan sürpriz bir olay olduğu söylenemez. Doğrusu, onu bir olay zincirinin son parçası olarak görmektir. Türkiye'de son iki yılda büyüyen milliyetçililik dalgası zaten fazla endişe verici olaylara yol açmıştı. Linç olayları, papazlara karşı suikastlar, aydınlara karşı dava ve hakaret aracılığıyla susturma kampanyaları, şiddetli milliyetçi ve ırkçı kitap, film ve televizyon dizilerin olağanüstü ticari başarısı, Papa'nın Türkiye ziyaretine karşı kampanyalar, Türkiye'de eskiden güçlü olan, ama Avrupa Birliği'ne yakınlaşma süreci sırasında kuvvetini oldukça yitiren milliyetçi rüzgârlar yine esmeye başladığını göstermişti. Bu gelişme çeşitli anket ve yorum tarafından da ispatlanmıştı. Fakat Türk kamuoyunun yaratıcıları buna karşı çıkmayıp, hatta birçok şekilde bunun alevlendirilmesine izin verdi.&lt;br /&gt;Türk medyasının büyük çoğunluğunun sorumluluğu ciddi. Reyting ve satışları artırmak için milliyetçi görüşlerin tatmin edilmesi ve körüklenmesi en kolay yol olarak görülmüştür. Örneğin Nobel ödülünün Orhan Pamuk'a verilişi bile, Türk edebiyat ve kültürü için eşsiz bir müjdeden, yazarın Ermeni konusu üzerine yaptığı açıklamalar üzerine yargı beraatından sonra, yeni kamu bir yargılanmasına dönüştürüldü. Aynı tutum bütün aydınlarına Hrant Dink dahil karşı açılan davalar için sergilenmişti. İç politikada artan milliyetçiliğin sinyalleri, gereken önem vermeyince veya hatta alevlince ve önemli dış politika konuları hakkında popülist izlenimi sürdürerek milliyetçinin beslenmesine yol açtılar. Tam Katolik papaz Andrea Santoro'nun katledilmesinde olduğu gibi Dink suikastının da genç bir adamın işi olması, bu olayın en üzücü ve korkutucu teferruatı. Bu, milliyetçi sosyal ortamın yeni nesli nasıl etkilediğine ipucu veriyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: normal; font-family: verdana; text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=""&gt;Siyasi liderliğin sorumluluğu&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;br /&gt;Bu esnada Türk siyasi liderliğin sorumluluğu çok büyüktür. Parlamento seçimine yaklaşılırken, Türkiye'nin siyasi alanı milliyetçilik arenasına çevrilmesine ve milliyetçiliğin en büyük siyasi koz olarak kullanılmasına büyük katkıda bulundu. Gayrimüslim vakıflara karşı yapılan haksızlıkları kısmen olsa telafi eden yasalarını veto eden, Orhan Pamuk'un Nobel ödülünü çok anlamlı sessizlikle karşılayan Cumhurbaşkanı, Kurban Bayramı'nı bile milliyetçi siyasi reklam yapma fırsatı olarak gören Başbakan, solun ne demek olduğunu unutan, MHP'den ayrılması artık zor olduğu anamuhalefet partisi liderinin tavırları katiller yaratan sosyal atmosferinin pekiştirilmesini kolaylaştırdılar.&lt;br /&gt;Hrant Dink, Türkiye Cumhuriyeti'nin Ermeni asıllı bir vatandaşı olarak, hayatında iki kolay yol izleyebilirdi. Birincisi, Türkiye'den göç edip Ermeni lobisinin Türkiye aleyhine kampanyasına katılmaktı. Kendisini Türkiye'nin azınlıklarına karşı işlediği zulmün bir temsilcisi ve kurbanı göstermek hiç zor olmayacaktı. Böyle bir şekilde Türkiye'den 'intikam almak', nice yargıya getirilmiş, cezaya çarptırılmış, tehdit edilmiş bir insanın beklenen bir tepkisi olabilirdi. İkincisi, 'Hürriyet' gazetesinin 14 Ocak sayısında gösterilen 'Vatandaş Dimitri'nin misalinin izinde olabilirdi. Türkiye azınlıkların ikinci sınıf statüsünü sindirip sessizliğini sürdürüp kendi cemaatinin gitgide yıpranması, yok oluşu ve Türkiye'nin demokratikleşememesine şahit olabilirdi.&lt;br /&gt;Fakat Dink öyle bir vatandaş değildi, hayatında en zor yolu takip etmeye karar verdi. Göç veya suskunluktan Türkiye'nin demokratikleşme davasına katılmasını seçti. Ermeni asıllı olarak, doğal bir şekilde Ermeni meselesiyle de ilgilendi. Bu mesele üzerine çalışmaları her iki tarafın 'milli hakikatten' uzak kaldı. Hem Ermeni, hem Türk milliyetçiliğine karşı çıkıp, karşılıklı önyargı, nefret ve bilgisizliği gidermeye çalıştı. Zor durumlar altında Türkiye'de kalmaya karar verip, Türk-Ermeni dostluğuna büyük katkıda bulunacağına inandı. Yaklaşımı, ona birbirilerine karşı kinden beslenen, sorunların çözümlerini istemeyip bunları diğer siyasi amaçlara kullanmak isteyen her iki milliyetçiliğin, Türk ve Ermeni, düşmanlığını kazandırıp casus ve hain olarak karalandı. Davalara sürüklenen, devamlı tehdit alan, görüşleri için mahkûm edilen, hayatının son anına kadar davasını itibarla sürdüren Hrant Dink son yıllarda başlayan Türkiye'nin demokratikleşme mücadelesine şehit oldu. Onun uğruna hayatını feda ettiği dava artık bu ülkenin bütün demokratik vatandaşlarına düşer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Yrd. Doç. Dr. İoannis N. Grigoriadis: Işık Üniversitesi öğretim üyesi&lt;/b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: normal; font-family: verdana; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;(Radikal Gazetesi'nde, 25 Ocak 2007 tarihinde yayınlandı)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8090015387775192415-4831761005296537921?l=siyasiyorumlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://siyasiyorumlar.blogspot.com/feeds/4831761005296537921/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8090015387775192415&amp;postID=4831761005296537921' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8090015387775192415/posts/default/4831761005296537921'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8090015387775192415/posts/default/4831761005296537921'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://siyasiyorumlar.blogspot.com/2007/10/dinkin-katledilmesinin-siyasi-boyutu.html' title='Dink&apos;in Katledilmesinin Siyasi Boyutu'/><author><name>Ioannis N. Grigoriadis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06285520315547731539</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-cQznQWV9Kg4/Tl8hMpq45QI/AAAAAAAABlc/BpFzQEdEEBA/s220/Portrait.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8090015387775192415.post-5032608213271407053</id><published>2007-10-09T23:39:00.002+03:00</published><updated>2009-09-06T10:02:39.692+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Papa'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Radikal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İslam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bartholomeos'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Patrikhane'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Medeniyetler İttifaki'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkiye'/><title type='text'>Papa'nın Ziyareti ve Kaçırılan Fırsatlar...</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=""&gt;Papa'nın ziyaretini bir 'bela' gibi gören Türkiye, AB kamuoyunu kazanma fırsatını kaçırıyor. Görülen o ki, 'Medeniyetler İttifakı'nda lider rolüne soyunan Ankara diyaloğa iddia ettiği kadar önem vermiyor&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=""&gt;Ioannis N. Grigoriadis&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;İki yıldır Papa 16. Benediktus'un Türkiye ziyareti medya gündeminden bir türlü çıkmıyor. Papa, seçilmesinden hemen sonra Ekümenik Patrik Bartholomeos'un davetini kabul edip, Kasım 2005'te İstanbul'u ziyaret etmek istediğini açıklamıştı. 30 Kasım, Byzantium kilisesinin kurucusu olan Aziz Andreas'ın anılma günü ve Ekümenik Patrikhane'nin de en görkemli bayram günüdür. Bu günde yapılan ayinlere Vatikan'dan gelen kardinaller yıllarca katılmıştı, bu sene Papa'nın kendisi de Katolik ve Ortodoks Hıristiyanları arasında anlayış ve diyaloğa büyük önem verdiğini ifade etmek için bu ayinlere katılmak istemişti, fakat bu ziyaret gerçekleşmedi.&lt;br /&gt;Çünkü Papa'nın dini lider dışında devlet başkanı da olması nedeniyle,&lt;br /&gt;Türkiye ziyareti için Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in resmi daveti gerekiyordu. Papa'nın diplomatik yoldan yapılan davet talebine ret cevabı gelmiş. Çünkü Sezer kendi davetinin Bartholomeos'unkinden sonra gelmesi ve kabul edilmesinin, Patrikhane'nin ekümenik karakteri ve uluslararası statüsünün tanınması olarak değerlendirilebileceğini savunmuş. Bunun yüzünden ziyaret bir yıl ertelenmiş. Bu defa Sezer'in daveti Bartholomeos'un davetinden önce sunulmuş.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=""&gt;Papa da milliyetçilere malzeme verdi&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;br /&gt;Ziyaret tarihi yaklaşırken, bu defa Papa'nın eylülde Regensburg Üniversitesi'nde yaptığı konuşmasında talihsiz bir alıntı seçmesi ciddi bir gerginliğe yol açtı. Milliyetçiliğin zaten arttığı Türkiye'de bu açıklamalar, İslamcı ve AB karşıtlarıyla komplo teorilerine sıcak bakanların ekmeğine yağ sürdü. Bu tepkiler Papa'nın ziyaretinin tarihi ve siyasi boyutlarını önemli ölçüde gölgeledi. Bu ziyaret gitgide Türkiye'nin başına gelen gereksiz bir bela gibi değerlendirilmeye başlandı. Hükümet de milliyetçi ve dinci tepkilere karşı çıkmakta isteksiz davrandı. Başbakan, Dışişleri Bakanı, hatta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı bile, aniden Papa'nın ziyareti sırasında yurtdışında bulunacaklarını açıklamıştı. Sanki kimse Papa'yla görüşmek istemiyormuş gibi...&lt;br /&gt;Türkiye bu tavırlarıyla AB üyeliği perspektifini kuvvetlendirecek tarihi&lt;br /&gt;bir fırsatı kaçırmak üzere. Türkiye'nin AB'yle üyelik müzakereleri dar boğazdan geçerken, Papa'nın ziyareti beklenmedik bir olumlu katkı yapabilirdi. Papa seçilmeden önce Kardinal Joseph Ratzinger olarak yaptığı açıklamalarından, Papa'nın Türkiye'nin AB'ye katılmasına sıcak bakmadığını biliyoruz. Fakat ziyareti yine de Türkiye açısından, muhafazakâr&lt;br /&gt;ve dindar Avrupalılara eşsiz bir açılım fırsatı oluşturuyor. Ziyaret, Avrupa kamuoyunun Türkiye'nin AB'ye olası üyeliğinden rahatsızlık duyan muhafazakâr parçasına zeytin dalı uzatma fırsatı olarak değerlendirebilirdi. Türkiye hoşgörülü ve misafirperver bir imaj sergileyerek Papa'ya Avrupa ailesinde bir yer hak ettiğini gösterebilirdi. Papa Türkiye'nin destekçisi olmasa da, daha dengeli bir tutum sergilenerek bu ziyaret Türkiye'nin üyeliği önündeki en büyük engellerden birini oluşturan Avrupa kamuoyunu kazanma çabası açısından büyük avantajlar sağlayabilirdi.&lt;br /&gt;Bu konuda Papa'yı en fazla etkileyebilecek olanlar arasında da Türkiye'nin AB üyeliğinin samimi ve istikrarlı bir savunucusu olan Bartholomeos&lt;br /&gt;gelirdi. Kronik sorunlarından kurtulmuş bir Patrikhane, Türkiye'nin AB üyeliğine desteğini daha yüksek ve inandırıcı bir sesle dile getirebilirdi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=""&gt;Daha kendi içinde diyalog kuramıyor&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;br /&gt;13 Kasım'daki 'Medeniyetler İttifakı' toplantısının İstanbul'da Türkiye'nin eşbaşkanlığıyla yapılması, hükümetin Türkiye için Batı ve İslam dünyalarının uzlaşmasında liderlik rolü hedeflediğini gösteriyor. Fakat son aylarda yaşananlara bakarsak, Türkiye varsayılan 'medeniyetler çatışmasında' çözümün değil, sorunun bir parçası olarak görünüyor. Papa'nın ziyareti Türkiye'nin dinler arası uzlaşmacı rolünün baş kanıtı yerine milliyetçilik yarışmasına dönüştürülürken, gayrimüslim azınlıkların sorunları da tüm çağrılara rağmen çözülmüyor ve insan hakları ihlalleri devam ediyor.&lt;br /&gt;Hükümet Türkiye'nin 'Medeniyetler İttifakı'ndaki rolünü ciddiye alıyorsa, ilk önce bu ittifakı Türkiye'nin içinde kurmalı. Çok kültürlü ve çok dinli geçmişinden rahatsız olmayan, dini azınlıklarından korkmayan, hatta onların varlığını zenginlik sayan ve haklarına saygı duyan bir Türkiye, hem 'Medeniyetler İttifakı'na, hem de Avrupa'da devam eden dinler arası diyaloğa tarihi bir katkıda bulunabilir. Fakat malesef, Papa'nın ziyareti böyle bir Türkiye'nin hâlâ var olmadığını doğruladı.&lt;br /&gt;(Yrd. Doç. Dr., Işık Üniversitesi öğretim üyesi, Radikal'e özel)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;(Radikal Gazetesi'nde, 27 Kasım 2006 tarihinde yayınlandı)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8090015387775192415-5032608213271407053?l=siyasiyorumlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://siyasiyorumlar.blogspot.com/feeds/5032608213271407053/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8090015387775192415&amp;postID=5032608213271407053' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8090015387775192415/posts/default/5032608213271407053'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8090015387775192415/posts/default/5032608213271407053'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://siyasiyorumlar.blogspot.com/2007/10/papann-ziyareti-ve-karlan-frsatlar.html' title='Papa&apos;nın Ziyareti ve Kaçırılan Fırsatlar...'/><author><name>Ioannis N. Grigoriadis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06285520315547731539</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-cQznQWV9Kg4/Tl8hMpq45QI/AAAAAAAABlc/BpFzQEdEEBA/s220/Portrait.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8090015387775192415.post-1317843698334546552</id><published>2007-10-09T23:29:00.002+03:00</published><updated>2009-09-06T10:02:57.641+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Radikal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kıbrıs'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yunanistan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkiye'/><title type='text'>Kıbrıs Sorununa 'Kadın Eli' Değecek</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Dora Bakoyannis'in Yunanistan dışişleri bakanlığına atanması Kıbrıs sorununda yeni bir Yunan politikasının sinyali olarak yorumlanabilir&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Ioannis N. Grigoriadis&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dora Bakoyannis'in Dışişleri Bakanı görevine atanması Yunanistan'ın Kıbrıs politikasını yeniden gündeme getirdi. Eski Yunan Başbakanı Konstantinos Mitsotakis'ın kızı Bakoyannis, Yeni Demokrasi Partisi'nin merkez-liberal kanadının en popüler ve yetenekli mensubu. Babasının hükümetinde 1990-1993 yıllarında bakanlık yaptıktan ve 1993'te anamuhalefete geçen partisinin yönetim kadrosunda yer aldıktan sonra 2002'de Atina Belediye Başkanı oldu.&lt;br /&gt;Atina Belediye Başkanı olarak Annan Planı referandumu sırasında 'Evet' oyunu açıkça destekleyen ve Türk-Yunan ilişkilerinin iyileştirilmesinin eski ve istikrarlı bir savunucusu olarak bilinen Bakoyannis, çoktan beri Dışişleri Bakanlığı'nı gözüne kestirmişti. Fakat Başbakan Konstantinos Karamanlis Yeni Demokrasi Partisi'nin milliyetçi kanadını kızdırmak ve gücü yükselişte olan aşırı sağ parti Milli Ortodoks Seferberlik'e oy kaybetmek istemeyince, Anan Planı referandumu sırasında yaptığı gibi, 'orta' bir pozisyon aradı. Emekli diplomat Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis'in Kıbrıs politikası iç ve dış dengeleri korumaya yönelik olduğu için ne yurtiçindeki 'şahinler'i ne uluslararası toplumu tatmin etti.&lt;br /&gt;Bakoyannis'in dışişleri bakanlığı ve hatta uzun vadede Karamanlis'in yerini alma ihtirası bilindiği ve Molivyatis ilerleyen yaşı yüzünden görevinden ayrılmak istediği için Karamanlis'in 'şahin' danışmanları ve muhafazakâr basın aylarca Bakoyannis'in atanmasını önlemeye çalıştı. Onlara Lefkoşa da yardımcı oldu. Babası Mitsotakis, Tasos Papadopulos'un Kıbrıs politikasını en şiddetli eleştiren Yunan siyasetçi olurken, Bakoyannis'in adaylığı Papadopulos hükümeti ve milliyetçi Rum basınını hiç sevindirmemişti. Karamanlis'in, kararını açıklamasından sonra da bu tedirginliği de saklayamadılar. Atina'da da milliyetçi çevreler hiç sevinmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Straw'un uyarısı&lt;br /&gt;Dolaysıyla Bakoyannis'in atanması Kıbrıs sorununda yeni bir Yunan politikasının sinyali olarak yorumlanabilir. Annan Planı referandumu sonrasında yürütülen Yunanistan Kıbrıs politikası, Papadopulos'un çizgisine karşı çıkmamakla yetindi. Kuzey'e karşı ambargolar kalkmadan, Annan Planı ve hatta Birleşmiş Milletler sürecinin aşamalı bir biçimde rafa kaldırılması ve Kıbrıs sorunu için 'Avrupa müktesebatına dayalı' bir çözüm bulunmasından ibaret Rum politikası geçen haftalarda başarısızlığının iki ciddi uyarısını aldı. Britanya Dışişleri Bakanı Jack Straw'un Kıbrıs ziyareti, Mehmet Ali Talat ile başkanlık sarayında görüşürken Papadopulos tarafından reddedilmesi Rum tarafının giderek izolasyona sürüklendiğini ispatladı. Dahası, Straw'un Britanya Parlamentosu'nda Kıbrıs sorunuyla ilgili açıklamaları, olumsuz Rum politikasının Kıbrıs'ta statükonun fiilen tanınmasına ve hatta meşrulaştırılmasına yol açabileceğini ilk defa açıkça gösterip Atina ve Lefkoşa'da büyük rahatsızlık yarattı.&lt;br /&gt;Bu uyarının Bakoyannis'in atanmasına önemli bir katkıda bulunduğu muhtemel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman kazanılabilir&lt;br /&gt;Anlaşılan o ki Yunan kamuoyunun Annan Planı'na hâlâ karşı durmasına ve belediye seçimlerinin Ekim 2006 ve parlamento seçimlerinin en geç Nisan 2008'de yapılacak olmasına rağmen, Karamanlis Yunanistan'ın Kıbrıs politikasında ciddi bir yenilgiye uğramasını önlemek için devreye girdi. Annan Planı'na dayalı bir çözümün samimi bir destekçisi olarak görülen Bakoyannis, Yunan ve Rum tarafına zaman kazandırabilir. Aynı zamanda Kıbrıs'ta Papadopulos'un çizgisini takip etmeyen ve hatta onu değiştirmeye çalışan yeni bir Kıbrıs politikası oluşturabilir.&lt;br /&gt;Bu politika Kıbrıs Rumlarına aslında iki seçeneklerinin bulduğunu net olarak göstermeli. Birincisi, Annan Planı'nın tali yanlarını müzakere edip iki-bölgeli, iki-toplumlu federe Kıbrıs Cumhuriyeti'ni kabul etmek. İkincisi, Kıbrıs Türkleriyle beraber böyle bir devlette yaşamak istemezlerse, onlarla bir 'taksim antlaşması' müzakere etmek.&lt;br /&gt;Üçüncü bir seçeneğin, yani 'Avrupai' ve Rumlar için daha menfaatli bir seçeneğin gerçekçi olmadığı da Rum yönetimine anlatılmalı.&lt;br /&gt;1963'ten beri Kıbrıs'ta milliyetçi politikalar adayı taksime sürüklüyor. Böyle bir sonuç Avrupa Birliği çerçevesinde barış, adalet ve refah içinde yaşamak isteyen Kıbrıs, Yunanistan ve Türkiye halklarının menfaatlerine hizmet etmez. Kıbrıs sorununda mevcut çözüm fırsatını kaçırmamak için&lt;br /&gt;Dora Bakoyannis'in atanması büyük bir fırsat olarak değerlendirilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Sabancı Üniversitesi öğretim görevlisi, Radikal'e özel)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Radikal Gazetesi'nde, 18 Şubat 2006 tarihinde yayınlandı)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8090015387775192415-1317843698334546552?l=siyasiyorumlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://siyasiyorumlar.blogspot.com/feeds/1317843698334546552/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=8090015387775192415&amp;postID=1317843698334546552' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8090015387775192415/posts/default/1317843698334546552'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8090015387775192415/posts/default/1317843698334546552'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://siyasiyorumlar.blogspot.com/2007/10/kbrs-sorununa-kadn-eli-deecek.html' title='Kıbrıs Sorununa &apos;Kadın Eli&apos; Değecek'/><author><name>Ioannis N. Grigoriadis</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06285520315547731539</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/-cQznQWV9Kg4/Tl8hMpq45QI/AAAAAAAABlc/BpFzQEdEEBA/s220/Portrait.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
